İngiliz The Guardian gazetesinin araştırmasına göre, İngiltere'de yaşayan Türk vatandaşlarının sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya kalmasına yol açan oturum izni retlerinde keskin bir artış yaşanıyor. İçişleri Bakanlığı'nın (Home Office) kararlarında tespit edilen hatalar, hükümetin geçmişteki Windrush skandalından ders çıkarmadığı yönündeki eleştirileri yeniden gündeme taşıdı.
Özellikle İngiltere'de iş kurmak isteyen Türk vatandaşlarına uzun yıllardır oturum hakkı sağlayan Avrupa Topluluğu Ortaklık Anlaşması (ECAA), bilinen adıyla Ankara Antlaşması kapsamında yapılan süresiz oturum başvuruları mercek altında.
İngiltere İçişleri Bakanlığı'nın verilerine göre, Ocak-Haziran 2025 döneminde Ankara Antlaşması kapsamında yapılan 3 bin 378 süresiz oturum başvurusu kabul edildi. Ancak 2026'nın aynı döneminde bu sayı yalnızca 745'e geriledi.
Böylece kabul edilen başvuru sayısında bir yıl içinde yüzde 78'lik düşüş yaşandı.
Ret kararlarındaki artışın, Eylül 2025'ten itibaren yapılan başvurularda belirginleştiği görülüyor. Bu dönem, İçişleri Bakanı Shabana Mahmood'un İşçi Partisi konferansında kalıcı oturum şartlarının ağırlaştırılmasına yönelik tartışmalı önerilerini açıklamasından hemen öncesine denk geliyor.
Mahmood, söz konusu açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştı:
Bu krizi çözerken yaptığım her şeyi beğenmeyebilirsiniz. Bir nesilden daha uzun süredir geçerli olan bazı varsayımları ve hukuki sınırlamaları sorgulamamız gerekecek.
Buna karşın İçişleri Bakanlığı, Ankara Antlaşması kapsamındaki başvurulara ilişkin kurallarda herhangi bir değişiklik yapılmadığını savunuyor.
The Guardian'ın incelediği ret mektuplarında temel hesaplama hataları, mevzuatta bulunmayan koşullar ve insani durumların değerlendirilmesinde ciddi sorunlar tespit edildi.
Başvurusu reddedilen kişiler arasında son yedi yıl içinde İngiltere'ye yerleşerek başarılı işletmeler kuran Türk vatandaşları da bulunuyor.
Örneklerden birinde, cam temizleme işi yapan bir kişinin başvurusu, işletmesinin internet sitesi veya sosyal medya hesabı bulunmadığı gerekçesiyle reddedildi. Oysa mevzuatta böyle bir zorunluluk yer almıyor.
Daha sonra bozulan bu kararda, başvuru sahibinin banka hesap dökümlerini eksik sunduğu da ileri sürüldü. Ancak bu iddianın gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı.
Bir başka dosyada İçişleri Bakanlığı, başvuru sahibinin ülke dışında geçirdiği günleri yanlış hesaplayarak kişinin 12 aylık dönemde 180 günden fazla İngiltere dışında kaldığını öne sürdü.
Avukatlara göre geçmişte insani gerekçeler dikkate alınarak kabul edilen başvurular, Eylül 2025'ten itibaren daha katı biçimde değerlendirilmeye başlandı.
En dikkat çekici vakalardan biri, Covid-19 salgını sırasında Türkiye'ye yaptığı ziyaret esnasında kanser teşhisi konulan bir kadınla ilgili.
İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi'nin (NHS) salgın döneminde bazı kanser tedavilerini kısıtlaması üzerine kadın, tedavisine Türkiye'de başladı.
Doktorları, tedavisinin başka bir ülkeye taşınmasının ciddi tıbbi riskler oluşturacağını bildirdi. Buna rağmen İçişleri Bakanlığı, kadının tedaviye Türkiye'de başlamayı kendisinin "tercih ettiğini" belirterek süresiz oturum başvurusunu reddetti.
Kararın yeniden incelenmesinden sonra da bakanlık tutumunu değiştirmedi.
Ekim ayında kadına, üç küçük çocuğuyla birlikte "artık Birleşik Krallık'tan ayrılması gerektiği" bildirildi.
Bir başka kadın ise Türkiye'de yaşayan babasının ölümcül evrede Alzheimer hastası olması nedeniyle yaptığı ziyaretler yüzünden oturum izni alamadı.
İçişleri Bakanlığı, babasının hastalığının "birkaç yıldır bilindiğini" belirterek söz konusu ziyaretlerin acil ve öngörülemeyen bir durumdan kaynaklanmadığına hükmetti.
Eski İngiltere Dışişleri Bakanı ve Türkçe konuşan nüfusun yoğun olduğu Tottenham bölgesinin milletvekili David Lammy, yaşananlara sert tepki gösterdi.
Lammy, İçişleri Bakanlığının politikasında ani bir değişiklik yaşandığı izlenimi oluştuğunu belirterek şunları söyledi:
İçişleri Bakanlığının politikasında ani bir değişiklik gibi görünen durum nedeniyle hayatları altüst olan seçmenlerim benimle iletişime geçti. Bunlar burada hayatlarını ve ailelerini kurmuş, kurallara uymuş insanlar.
Lammy sözlerini şöyle sürdürdü:
Bu korkunç hikâyeleri duyduğumda Windrush skandalını hatırlamadan edemiyorum. İçişleri Bakanlığının çıkarılan derslere ilişkin incelemeyi acilen yeniden ele alması gerekiyor. Bu kesinlikle kabul edilemez. Britanya'daki Türk kökenli toplum için adaletin sağlandığını görmek istiyorum.
Windrush skandalı, İngiltere'ye yasal yollarla yerleşmiş Karayip kökenli kişilerin, yıllar sonra oturum haklarını kanıtlayamadıkları gerekçesiyle haksız biçimde sınır dışı edilmesi veya sınır dışı edilme tehdidiyle karşılaşması sonucu ortaya çıkmıştı.
Skandalın ardından hazırlanan bağımsız inceleme raporunda, başvurularda ispat yükümlülüğünün netleştirilmesi, başvuru sahipleriyle doğrudan iletişimin artırılması ve hassas durumdaki kişilere yönelik değerlendirme süreçlerinin iyileştirilmesi tavsiye edilmişti.
Bilgi edinme başvurusu yoluyla elde edilen verilere göre, Ankara Antlaşması kapsamında reddedilen kararların idari incelemeye götürülmesi de hızla arttı.
2025 yılının tamamında 145 olan idari inceleme başvurusu sayısı, Ocak-Ağustos 2026 döneminin ortasına kadar 395'e yükseldi.
The Guardian'a konuşan avukatlar, Eylül 2025'ten itibaren yapılan başvurularda normalde altı ay süren değerlendirme süresinin de önemli ölçüde aşıldığını belirtti.
İçişleri Bakanlığının yaklaşımı, Windrush skandalının ardından hazırlanan bağımsız rapordaki bazı tavsiyelerle çelişiyor gibi görünüyor.
Dönemin İçişleri Bakanı Priti Patel, söz konusu rapordaki 30 tavsiyenin tamamının uygulanacağını taahhüt etmişti.
İddialara yanıt veren İngiltere İçişleri Bakanlığı sözcüsü, Ankara Anlaşması kapsamındaki süresiz oturum başvurularının değerlendirilme biçiminde herhangi bir değişiklik yapılmadığını savundu.
Sözcü şu açıklamayı yaptı:
ECAA kapsamında yapılan süresiz oturum başvurularının değerlendirilme biçiminde herhangi bir değişiklik olmamıştır. Her başvuru, yayımlanmış kurallar ve rehber doğrultusunda, kendi özel koşulları çerçevesinde değerlendirilmeye devam etmektedir.
Ancak ret kararlarında tespit edilen hatalar, kabul sayılarındaki keskin düşüş ve insani gerekçelerin değerlendirilmesine yönelik eleştiriler, İngiltere'deki Türk toplumunun oturum haklarına ilişkin tartışmaların büyümesine neden oluyor.