ABD'de yapılan ara seçimlerde Trump yönetiminin dış politikadaki riskli hamleleri, Ortadoğu gerilimi ve İsrail’e verilen tavizlerin getirdiği mali yük Amerikan seçmeninde yanıt bulmadı. Bağımsızlar ve gençlerin kitlesel tepkisiyle Kongre’de dengeler değişti. İşte, Donald Trump yönetiminin politikaları ve sandıktaki oy kaybının arkasında yatan temel nedenler...
Seçmen davranışını belirleyen en önemli dinamik, faiz oranları ve tüketici fiyat endeksindeki seyir oldu. Fed’in sıkı para politikası adımlarına karşın gıda, barınma ve özellikle enerji kalelerinde süregelen fiyat artışları hanehalkı bütçelerini doğrudan etkiledi.
ABD Çalışma İstatistikleri Bürosu (BLS) verilerine göre, tüketici fiyatları Eylül ayına kadar olan bir yıllık dönemde %3,7 arttı. ABD Enerji Bilgi İdaresi (EIA) verilerine göre ise Ekim ayı başlarında ABD'deki ortalama perakende dizel fiyatları galon başına 6,52 dolar ile rekor seviyelere yakın seyretti. Edison Research / AP VoteCast sandık çıkış anketlerine katılan seçmenlerin %79’u, enflasyonun son bir yılda ailelerine ciddi veya orta derecede ekonomik zorluk yaşattığını belirtti.
Fiyatlardaki tırmanışın ve tedarik krizinin en önemli etkenlerinden biri, ABD ve İsrail'in Şubat ayında başlattığı İran savaşı oldu. Tahran'ın misilleme olarak Hürmüz Boğazı'nı fiilen kapatması ve küresel petrol ile sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) geçiş yolunu bloke etmesi, akaryakıt fiyatlarını hızla tırmandırdı.
Seçmen anketleri, kamuoyunun büyük bölümünün askeri harekâta karşı pozisyon aldığını ortaya koydu. Edison Research sandık çıkış verilerine göre seçmenlerin %63'ü, ABD'nin İran'a karşı askeri operasyon düzenleme kararının yanlış olduğunu beyan etti.
Demokrat Parti'nin dalgası, özellikle geleneksel Cumhuriyetçi kalelerinde yerel düzeyde karşılığı olan ve disiplinli bir mesaj veren adaylar sayesinde ivme kazandı. Demokrat adaylar, doğrudan yaşam maliyeti ve sağlık hizmetlerine erişim konularına odaklandı.
Cumhuriyetçilerde ise ön seçim süreçlerinde merkeze uzak ve radikal söylemleriyle öne çıkan adayların tercih edilmesi, genel seçimde kararsız seçmenlerin sandıktan uzaklaşmasına neden oldu. Parti içi adli süreçler ve kurumlar üzerindeki gerilimler, Cumhuriyetçi Parti'nin yönetim kapasitesine dair güveni zayıflattı.
Seçim haritasındaki belirleyici oy kaymaları büyük kentlerin çevresindeki banliyölerde (suburbs) yaşandı. Parti aidiyeti düşük olan bağımsız seçmen grubu, sertleşen siyasi söylem ve toplumsal alandaki radikalleşme kaygılarıyla tercihini merkez adaylardan yana kullandı. Eğitimli kentli nüfusun yoğun olduğu bu seçim bölgelerindeki oy kayıpları, Cumhuriyetçi Parti'nin Temsilciler Meclisi'ndeki sandalyelerini doğrudan eritti.
ABD Anayasa Mahkemesi'nin (Supreme Court) kürtaj haklarına ilişkin kararlarının ardından eyalet düzeyinde yürürlüğe giren kısıtlamalar, seçimlerde yüksek katılımı tetikleyen ana toplumsal kaldıraç oldu.
Banliyölerde yaşayan kadın seçmenler ile genç nüfusun sandığa gitme oranı belirgin şekilde artış gösterdi. Eyalet referandumları ve başabaş geçen Kongre yarışlarında, muhafazakar müdahalelere karşı oluşan bu toplumsal tepki dengeleri Demokratlar lehine değiştirdi.